Bir toplumsal saha içerisinde sayısız, çoklu öznellikler görebiliriz. Bu öznellikler, kimi zaman bir kişinin başına gelen yıkıcı ve örseleyici etkiler yoluyla, kimi zamansa çok daha kitlesel anlamda soykırımlar, el koymalar, tehcirler gibi etkiler aracılığıyla tecessüm edebilir. Bu yıkıcı ve örseleyici eylemleri düşünmek istediğimizde karşımıza genellikle iki yaklaşım çıkar. Bunlardan birincisi, yıkıcılığın etkisini doğrudan kendi bedeninde hisseden kişinin durumunu psikolojinin alanına havale etmekten, ikincisiyse görünür kitlesellik bağlamında sosyolojik çözümlemeleri öne çıkarmaktan ibarettir. Birincisi, sıklıkla Freudçu “uygarlığın huzursuzluğu” üzerinden ele alınırken, ikincisi Durkheimcı toplumsal olanın aşkınlığına dayalı temsillerin (“toplumsal travma”) ve en önemlisi “anomi halinin” içerisinden çözümlenmektedir. Fakat bu kısa yazıda biz…
-
-
Devlet ile Kürt hareketi arasındaki müzakere asimetrisi, yalnızca mevcut politik koşullardan mı kaynaklanıyor, yoksa Türk ulus-devlet inşasının ontolojik bir sonucu mu? Bu asimetriyi ortadan kaldırmak için Kürtler önerilen yapısal reformlar (federasyon-özerklik vb.) Türkiye’nin merkeziyetçi geleneğiyle nasıl uzlaştırılabilir? Yaklaşık yüz yıldır yaşanan bütün kriz-çatışma dinamiklerini hatta Türk ve Kürt halklarının kendilerini ve birbirlerini algılama biçimlerini Türk ulus-devlet inşasının ontolojik karakterinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Hatta Türk ulus-devleti, mevcut küresel postmodern durum içinde ulus-devletin ontolojik koşulları değişirken bile kendi geleneksel kodlarını koruma noktasında büyük bir direnç göstermektedir. İnsanlara abartılı gelebilir ama hem Türk ulus-devletinin hem de küresel imparatorluğun karşısında Kürt hareketinin…
-
Kürt ulusal direnişinin ideolojik omurgasının oluşum sürecini veya Kürt sosyalist hareketlerinin belli tarihsel kesitlerde büründükleri ideolojik formları küresel, bölgesel ve özellikle üç egemen devletin (Türk, Fars ve Arap) sosyalist hareketlerinin gelişim seyrinden bağımsız ele almak mümkün değildir. Türk, Arap ve Fars sosyalist hareketleri ile dört parçada ortaya çıkmış olan Kürt ulusal direnişlerinin sosyalistleşme süreçleri arasındaki tarihsel bağıntıyı ve ilişkiselliği bu yazıda sadece Türkiye sosyalist hareketleri ile Kuzey’de ortaya çıkmış hareketlerin karşılıklı etkileşimine odaklayacağız. Kuzey’deki ulusal direnişleri, ideolojik/politik muhteva bağlamında 1960 öncesi ve sonrası şeklinde iki ayrı tarihsellik üzerinden bölebiliriz. 1800’lerin başından 1937 Dersim Tertelesine kadar aralıksız süren isyanlar silsilesinin genel…
-
“Ulus devletlerin bayrakları birer soykırım çağrıcısı, ulusal marşları ise yüceltilen bir üst kimliğin diğer bütün kimlikleri geçersiz kıldığı bir faşizm uğultusudur…“ John Zerzan Türk, Arap ve Fars ulus kimliğinin yekpareliğini ve ahengini bozan bir leke ve ulusal bayraklarının ortasında kapanmayan bir gedik gibi duran Kürt ulusallığı, Türk, Arap, Fars milliyetçilikleri ile karşılaştığı gün başlamıştır. Ortada henüz modern anlamda bir ulus mefhumu yokken Ehmedê Xanî’nin ‘Ev qulzema Rom u Behra Tacîk gava dikin xuruc u tehrîk / Kurmanç dibin xwîn û mutellax / Wan jêkvedikin mîsalê berzax’ dizesi, yaklaşık 375 yıl önce bile Kürtlerin Fars ve Türk egemen devletlerinin savaş ve kapışma…
-
Harita Ülkeden Önce Gelir… Mekâna yayılmış bir sömürgeleştirme aynı zamanda o mekânın belleğine, tarihsel öznelliğine ve mekânda yerleşik olanın hafızasına yönelmiş bir sömürgeleştirmedir. Sembolik alanın neredeyse tümüne yayılan bir anlamlar ve semboller savaşı, sömürge ile sömürgeci arasındaki savaşın en keskin yaşandığı alanlardan biri haline gelir. Sömürgecinin belleğe ve mekana karşı giriştiği bu müdahaleye Bourdieu muazzam bir tanımlamayla simgesel şiddet der. Egemenin simgesel şiddetine karşı ezilenin asli hafızayı temel referans alan mücadelesinde başat mücadele en çok dil alanında gerçekleştir. Çünkü bir şeyi isimlendirmek aynı zamanda o şey üzerinde egemenlik kurma arzusudur. Kürdistan’ın sömürgeleştirilme süreci insanlık tarihinin en özgün sömürgeleştirme pratiklerinden biridir.…
-
Neo-kolonyalist karnavallarda şal û şepiklerini giyip ‘Kela Dimdimê çi xweş kel e’ eşliğinde halaya duran, hafızasızlığın, köksüzlüğün ve omurgasızlığın bütün tuzaklarına gelmiş Kürt’e gerçeğin yanlış temsili olan figüran rolü biçiliyor. “Devrim, hafızanın unutuşa karşı direnişidir…” Milan Kundera Avcının avına yönelirken hedef aldığı ilk yer, en kırılgan ve en hayati yeri olan nefes borusudur. Kürtlerin tarihleri boyunca her amansız akında soluğu aldığı dağ da Kürdistan’ın soluk borusu gibidir. Düşmanları, bu direngen kavmin ancak en dağlı yerinden boğazlanarak düşürülebileceğini çok iyi bilir. Fakat avcı şunu da hesaba katmalıdır: O dağlar kolay diş geçirilebilen yumuşak bir gerdan ile karıştırılmamalıdır; o derin vadilerde yığınlar…
-
“Bipirse ji Îskenderê Mezin! Ew ê bêje te çend dijware tîra min…” Goran Haco Colemêrg’in etrafına dikkatlice baktığınızda, Hekarî savaşçılarının savaşa gitmeden önce çektikleri Şêxanî halayındaki dizilişleri gibi yan yana gelmiş heybetli dağ silsilelerini görürsünüz. Halaya duran o dağlar bir çember çizer ve çemberin hemen etrafında başka bir halay dönmeye başlar. O dağların dizilişi, sarmal biçimde sonsuza dönen bir semah misali koca bir direniş tarihinin halkaları gibi birbirine geçer. En öndeki çemberde halay başı hep Sümbül’dür. Çünkü şehrin gözünün içine yirmi dört saat aralıksız bakan ve halayı hem yanlamasına hem de dış halkalara doğru genişleten en çok odur. Sağına Cîlo ve Sat’ı,…
-
DEVRİM VE DEVRİMCİOLUŞ Devrimcioluş, devrimciliği devrimin dışına iten modernist sol yaklaşımları eleştirerek modernist solun devrim kavramının artık devrimciliği içermediğini iddia eder. Bu stratejik itirazın tarihsel/deneyimsel dayanağını şuradan kurar: Modernist solun tarihi aynı zamanda moleküler direnişin molar bir iktidarlaşmaya ve donmaya dönüşmesinin de tarihidir! Devrim kavramı Modernist Marksizm’in elinde hümanizme, melankoliye, romantizme ve belleğin dehlizlerine o kadar gizlenmiştir ki devrimcioluşların kurmak zorunda olduğu ittifaklar imkânsızlaşmış ve modernist sol, praksisini üretemez hale gelmiştir. Solun bu kadar eylemsizleşmesinin nedeni, tam da bu belleğin dehlizlerinde güzellemelerle oluşan devrim kavramını saf, pür, pürüzsüz bir tarihselliğe sabitlemiş olmasıdır. Oysa devrimcioluş her kavramı olduğu gibi devrim kavramını…
-
“Ölüm anlamında yenilmiş bir halkın yaşama egemen olma şansı yoktur…” Butler Nekropolitika, yaşamın aslında ölümün iktidarına tabii kılındığı iddiası üzerinden bakışımızı biyoiktidarın yaşam üzerindeki egemenlik alanından iktidarın ölüm üzerindeki egemenlik alanına çevirmiştir. Nekropolitika kavramını ilk kez literatüre kazandıran Mbembe,nin ‘ölümün denetlenmesi, iktidarın dışlaşmasıdır’ iddiası, gücünü ‘egemenlik gücünün kimin yaşayıp kimin ölebilir kararına muktedir oluşundan alır’ tezinden alır. Tam da bu eşikte direniş, kurban, yas ve feda diyalektiği gibi olgular üzerine yeni bir okumanın imkânı ve uzun bir külliyatın yolu açılmıştır. Özellikle 1990’ların başından itibaren Kürdistan’da terörle mücadele stratejisine koşut olarak yaygınlaşan ‘kaybettirme’ pratiği, devletin nekropolitik karakterinin yarattığı yüzlerce vahşet ve…
-
Beyazın siyasal tahayyül dünyasında Kürtlüğe dâhil olmuş herhangi bir durum ya da olay söz konusu olduğunda, Kürde sormadan Kürt adına konuşma, Kürdü anlatırken aslında kendini anlatma stratejisi, entelektüel/akademik alanda bambaşka bir form ile kendini var etmektedir. Entelektüel/akademik dünyanın özgürlükçü ve de-kolonyal bir direniş damarına dönüşeceği yerde kendini kıyıdan konumlanıp Kürtlüğü ve Kürtlük hallerini bilimsel bir bilgi nesnesine indirgemesi, entellektüel/akademik alanın Kürt dünyasını tam bir iç sömürge alanına dönüştürmesini sağlamıştır. Üstelik insanın kendi türdeşleri, hatta yoldaşları adına konuşurken bile temsil krizinin her an etik/politik bir problem alanına dönüşme riski bu kadar güçlü iken… Newroz için yıllardır yürütülen, “mitiko-ritüel mi, ulusal bütünleşmeye…