Ben yine böyle bir gecede babamın ağır ağır ölümünü izlemiştim. Gençliğinde saçları dizlerine kadar inmiş olan annem bana ağlamıştı o gece; sırf oğul, babanın ardılıdır diye… Hani bir polis sorgusunda birkaç tutam saçı yolunmuş annem var ya. Hani o bütün sancılarını karın boşluğunda öğütmeye çalışan; hani ismi hiçbir dile dönmeyen o kadın ‘destara xeman’ ve kolları ikimizin kişisel tarihine benzeyen; beyaz, zalim ve merhametli… Beni bekleme. Ne dedemin o yamaca diktiği ceviz ağacını ne de hiçbir şiirin kabul edemeyeceği kadar büyük acılar getirmeyeceğim sana. Hem Kurtuluş Parkından Hakkari’ye çıkan bütün patikalar bu kadar çok mayınlanmışken… Annelerini keselerinde taşıyan birer yavru kanguruyuz…
-
-
Gever’in kurulduğu ovanın neredeyse bütün bitişlerinde heybetli dağlar yükselir. O dağ silsileleri Başûr ve Rojhilat’ı hem içten hem de dıştan çeviren dağların bazen başlangıcı, bazen de devamı niteliğindedir. Bu durum, tamamıyla nereden ve nasıl baktığınızla ilgilidir. Bu yönüyle Gever, Kürt coğrafyasında dağ ile ovanın hem aynı coğrafik uzama hem de aynı siyasi tabloya oturduğu bir şehir görünümündedir. Sınırının bir tarafı Rojhelat. Yıllarca Qazî Muhammed’in ve Qasimlo’nun direniş destanına kulak kabartmış, Şah ve Humeyni’ye karşı direnen Kürtlerin çoğunlukla gelip sığındığı cephe gerisi gibi… Öbür tarafı Başûrê Welat. Şêx Mehmûd Berzencî’den Mela Mistefa’ya kadar yanı başında sürmüş bütün savaşlarda patlayan silahların seslerini…
-
Mezar taşlarına ülkesi için öldü diye yazmayın;onların gövdeleri hala çürümekteyken kimsenin olmayan dağlardaToprak bile pasaport isteyecek onlardanki onlar o kadar yurtsuzdular… Soğuk kış gecelerinde, annemin gelip gecenin bir vaktinde üstüme örttüğü, çeyizinden kalma kalın bir Siirt battaniyesi vardı. İlk ne zaman üşüdüm hatırlamıyorum ama her üşüdüğümde o battaniyeyi özlüyorum hala. O battaniye bir eskiciye satılırken dağılmış bir barikat kadar kederli bir aşkın küllerini temizliyorduk ey Memduh Selim! Ey dağların şahı Ararat! Kanayan yerleri kabuk tutmayan Ferahe! Ve sizler; fire üstüne fire vermiş ülkemin, çatlamış en kalın ve en onurlu damarı Xoybun çeteleri! O damarın en çok kan akan yerinden sızıyorum…
-
“Kapitalist Devletler sadece zor ve baskı ile değil fikirlerin ve kültürün hegemonyası ile iktidarlarını yeniden üretirler. Toplumsal bir rıza ve uyum hegemonyanın en güçlü aygıtları haline gelir. Böylece ezilenler kendi iyiliklerini ezenlerin iyiliğiyle özdeşleştirirler. Ezilen sınıfların karşı çıkışı bir yana, ezilen sınıflar statükonun ve mevcut durumun devamına bizzat yardımcı olurlar. Lakin hiçbir devlet sadece gece bekçisi olmayı kabul etmez.” (Antonio Gramsci) Kemalist Projelendirmenin ilk yirmi yılını çıkardığımızda toplam seksen küsur yıllık Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde siyasal bir iktidar günümüzdeki kadar kuşatıcı ve yayılmacı bir hegemonik güce dönüşmemiştir. AKP Cumhuriyeti, Kemalist Hegemonya’nın karşısında özgürlükçü bir retorik ve reform yanlısı siyasal bir…
-
Zerzan, “Bir şeyi tanımlamak veya onu isimlendirmek, tanımlanan şey üzerinde iktidar kurma eğiliminden kaynaklanır” derken, sanki Türkiye’deki egemen ideolojinin hizaya getiren, başkalaştıran ve baskılayıp yok eden karakterini ve kullandığı metodolojiyi tanımlamıştı. Binlerce yıllık bir evrimin tanımlamış olduğu herhangi bir şeyin orijinini yeniden isimlendirmek en amansız barbarlığı bile görünür kılmaktan çıkarır; çünkü zaten isimlendirilmiş bir şeyi yeniden isimlendirmek, isimlendirilen şeyi çoğunlukla köklerinden koparmaya yetebilmektedir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte total bir faşizme dönüşen Kemalist Proje, ilk iş olarak Kürt coğrafyasını boydan boya yeniden isimlendirmekle işe koyulmuştu. Son otuz yıldır yaşanan bu kanlı iç savaşta, devlet iradi bir başkaldırıyı, bölgesel bir asayiş ve kandırılmış…
-
‘Aynı toprakları seninle paylaşırım ama üstü benim altı senin diyen kardeşim! Toprağa vurulan her kazmada fışkıran kızlarımın ve oğullarımın kemiklerine küfür eden ve ettiren kardeşim! Toprak senin olsun! Altı da üstü de cehennem olan bir toprağın ne ölüye ne diriye hiçbir faydası yok aslında…!’ Bizi şüphenin ve paranoyanın uçurumlarında gezdiren bu çağ ve bu ülke, Van depreminde bu ülkenin altından geçen fay hatlarını bir kez daha görünür kılmakla kalmadı; aynı zamanda haritanın batısındaki halkların ve fazlasıyla benzedikleri yüce devletlerinin Kürtlere karşı var olan bütün niyetlerinin bilinçaltı faylarını da görünür kıldı. En çıplak gerçeklik, şoklarda kendini gösterir diyen Sartwell’a kulak kabartarak…
-
‘Yirminci yüzyılın şu son çeyreğinde yaşanan her şey, bizim ne kadar başarısız, kör ve korkak olduğumuzun bir kanıtıdır. Bu olaylar bize, içinde yaşadığımız yüzyılın bize öğrettiklerini öğrenmemizdeki isteksizliğimizi gösteriyor; biz savaşı, savaşla önledik. Evet, tarihselciliğe karşı çıkıyorum. Zira, tarih yaşanmıştır ve öncede kalmıştır. Bundan sonra olacakları tahmin etmek ve bazı şeyleri bir kahin edasıyla değiştirmek imkansızdır. Yapabileceğimiz en iyi şey yaşadığımız zamanda olabilecek en iyi şeyleri yapmak ve her şeyin daha iyi olmasını sağlamaktır.’ [Karl Popper] Dostoyevski’den sonra neden roman yazılmadığı, bütün dünyayı yerinden oynatabilecek yada dünyayı şekillendirmeye muktedir teorilerin artık neden bırakın dünyayı, lokal düzeyde bile bir şeyleri değiştirmeye…